Torba Kanunlar Devrinde… Yarın Torbadan Ne Çıkar! Tutarlılık, sadece hukuk metinlerinin değil, hayatın kendisinin omurgasıdır.

İçerik Tarihi: Paz, 05/04/2026 - 09:59
Köşe Yazısı No: 5742
ANA GAZETE KÖŞE YAZARI

Bir sözün, bir kararın, bir ilişkinin anlam kazanabilmesi için tekrar edilebilir olması gerekir. Aynı şartlar altında aynı sonuçları doğurmayan hiçbir şey güven üretmez. Güven üretmeyen hiçbir yapı ise uzun süre ayakta kalmaz.
Elbette hayatta her şey net olmayabilir.
Zira her gün her şey aynı yerinde durmaz; ihtiyaçlar değişir, şartlar dönüşür.
Ama mesele mutlak bir netlik değilse bile, GÜVEN VE ADALET İÇİN TUTARLILIK ŞARTTIR.
Çünkü tutarsızlık, eninde sonunda bir kısır döngü yaratır.
Bugün alınan karar, yarın başka bir kararla düzeltilir.
O düzeltme, ertesi gün yeni bir istisna doğurur.
Ve sistem, kendi kendini sürekli tamir etmeye çalışan bir mekanizmaya dönüşür.
Bu sadece bireysel ilişkilerde değil, kamusal düzenin en kritik alanında—hukukta—çok daha ağır sonuçlar doğurur.
• İşte tam bu noktada, çağın en karakteristik hukuki formu belirir: torba.
Son dönemde yürürlüğe giren düzenlemelere bakın:
Vergiden sosyal güvenliğe, emlaktan dijital ekonomiye kadar hemen her alanda değişiklikler artık tekil metinler halinde değil—paketler içinde geliyor.
Bir maddede sınırlama, hemen yanında genişletme.
Bir hükümde koruma, diğerinde yaptırımın sertleşmesi.
Sistem, aynı anda hem frene basıyor hem gaz veriyor.
• 2025 sonunda yürürlüğe giren düzenlemeyle, 2026 yılında emlak vergisi artışına bir üst sınır getirildi; değerler bir önceki yılın iki katını geçemeyecek.
İlk bakışta vatandaş lehine bir fren mekanizması gibi.
Ama aynı pakette, düşük bedel beyan edenlere uygulanan vergi cezalarının artırıldığını da görüyorsunuz.
Yani sistem aynı anda hem koruyor, hem sıkıştırıyor.
Güven ile denetim arasında gidip gelen bir irade.
• Vergi Usul Kanunu’nda yapılan değişiklikle, enflasyon düzeltmesi 2026 ve 2027 için askıya alındı.
Bu teknik bir düzenleme gibi görünür.
Ama aslında daha derin bir soruyu doğurur:
“Gerçek enflasyon var ama muhasebesi yoksa, gerçeklik nerede başlar?”
Çünkü hukuk, sadece norm koymaz; aynı zamanda bir gerçeklik tanımlar.
• Sosyal güvenlik tarafında ise başka bir tablo var.
Yeni tekliflerle emekli aylıklarına taban getirilmesi ve işverenlere asgari ücret desteği gibi düzenlemeler öngörülüyor.
Yani bir yandan piyasa desteklenmeye bir yandan sosyal denge sağlanmaya çalışılıyor.
Ama bütün bunlar yekpare bir reformun parçaları olarak değil—
birbirine eklemlenen müdahaleler olarak ortaya çıkıyor.
• Ve şimdi sırada yeni bir dalga var:
12. Yargı Paketi.
Henüz yasalaşmadı ama içeriğine bakıldığında;
yargılamaların hızlandırılması, infaz sisteminde eşitsizliklerin giderilmesi ve bazı suç tiplerinde yetki değişiklikleri öngörülüyor.
Yani yine aynı refleks:
Sorun çıktıkça müdahale.
Burada asıl mesele, değişimin kendisi değil.
Hukuk elbette değişir.
Toplum değiştikçe hukuk da değişir.
Ama değişimin yönü kadar ritmi de önemlidir.
Çünkü aşırı hız, anlamı aşındırır.
Ve anlamın aşındığı yerde, normlar kalır ama normatiflik kaybolur.
Bugün geldiğimiz noktada, hukuk giderek bir metinler bütünü olmaktan çıkıp bir yazılım mantığıyla çalışıyor.
Güncellemeler sıklaşıyor.
Versiyonlar çoğalıyor.
Ama kullanım kılavuzu aynı hızla yenilenmiyor.
Bu yüzden artık mesele, “kanun ne diyor?” sorusu değil.
Asıl soru şu:
“Bugün dediğini yarın da diyecek mi?”
Torba kanunlar bir ihtiyaçtan doğar: hız.
Ama hız arttıkça başka bir şey kaybolur: tutarlılık.
Ve hukuk, hızdan çok hafızayla ayakta kalır.
Çünkü hukuk dediğimiz şey sadece kurallar bütünü değildir.
Aynı zamanda bir güven duygusudur.
Hafızasını kaybeden bir sistem, her seferinde yeniden başlar.
Ve her yeniden başlangıç, biraz daha fazla belirsizlik üretir.
Belki de bu çağın en büyük hukuki problemi şu:
Kanunlar artık istikrar üretmiyor,
belirsizliği yönetmeye çalışıyor.
Ve belirsizliğin yönetildiği yerde,
hukuk değil—idare vardır.
O yüzden mesele torba kanun değil.
Mesele şu:
Biz gerçekten bir hukuk sistemi mi inşa ediyoruz,
yoksa sürekli yamalanan bir düzen mi yönetiyoruz?
Ve belki de bu yüzden, hepimizin zihninde aynı soru dönüp duruyor:
Yarın torbadan ne çıkar?
Bu nedenle, Avukatlar Günü vesilesiyle bizler, vekil sıfatıyla yalnızca müvekkillerimizin değil, aslında toplumun tamamının hukuk güvenliği adına söz alıyoruz. Çünkü biliriz ki hukuk; öngörülebildiği ölçüde adil, tutarlı olduğu ölçüde güven vericidir. Dileğimiz; vekil ve müvekkiller olarak “yarın torbadan ne çıkar?” kaygısını yaşamadığımız, normların her gün yeniden yazılmadığı, kararların birbirini boşa düşürmediği, adaletin istisnalarla değil ilkelerle hayat bulduğu günlerdir.
Zira gerçek adalet, yalnızca doğru kararlar vermek değil; o kararların yarın da aynı doğrulukla verileceğine dair sarsılmaz bir güven tesis edebilmektir. Ve o güvenin tek bir adı vardır: her şey için olduğu gibi, adalet için de—tutarlılık.
*_Bu özel günde, hakkın iadesini şiar edinmiş bir hukukçu olarak, adaletin tutarlılıkla anlam bulduğu bir düzen için emek veren tüm meslektaşlarımın gününü en kalbi duygularımla kutluyorum.
AVUKAT NURAY UYUMAZ KARABÜBER

Köşe yazarlarımızın yazılarını kaynak belirtilmek suretiyle kopyalayıp haber amaçlı yayın yapan internet sitelerinde ve yazılı basında ilave ve çıkarma yapmamak şartıyla orijinal haliyle kullanabilirsiniz.